Trans Mysia Parkurları

Bursa, Nilüfer, Trans Mysia Doğa Yürüyüş Parkurları

BÜNYAMİN ŞAHİN

BÜNYAMİN ŞAHİN 6 ay önce yazdı

Trans Mysia Parkurları

Bursa, Nilüfer, Mysia Yürüyüş Parkurları

Mysia Yolları projesi Nilüfer’in güney kırsalındaki Misi (Gümüştepe), Ulubat Gölü kuzey batı ucundaki Uluabat ve Mudanya’nın batısındaki Kapanca Antik Limanı arasında kalan 73 köy ve mahalleyi birleştiren, toplamda 857 km. uzunluğundaki rotalardan oluşmaktadır. 27 doğa yürüyüşü, 18 dağ bisikleti ve 5 at biniciliği parkurundan oluşturulan Mysia Yolları Rotaları, Nilüfer, Mustafakemalpaşa, Karacabey, Mudanya ve Orhaneli ilçelerine uzanarak konuklarını büyüleyici bir doğa, tarih ve kültür yolculuğuna çıkarır.

Mysia Yolları, Antik Çağ Anadolu sakinlerinden olan Mysialılardan ismini alan tarihî Misi köyünden yola çıkıp, geçmişi MÖ 7. yüzyıla uzanan antik Apollonia kentinin günümüzdeki devamı olan Gölyazı Mahallesi’ne ve Ortaçağ’a tarihlenen en müstahkem kalelerden Uluabat’a ve bir Mysia kenti olan Miletopolis’e uzanır. Osmanlıların Bursa civarındaki ilk yönetim merkezi olan Kite (Ürünlü) ile antik liman kalıntılarını barındıran Kapanca Limanı gibi daha pek çok önemli kültür mirası Mysia coğrafyasında kendisine yer bulur.

Misi’den Batı Uludağ yamaçlarına kadar, Uluabat Gölü çevresinde ve Tahtalı’dan Kapanca’ya uzanan Mysia Yolları parkurlarında, Mustafakemalpaşa, Karacabey ve Mudanya belediyeleri iş birliği ile 857 kilometrelik parkur boyunca, uluslararası standartlarda yönlendirici işaretler, yön levhaları, QR kod ile dijital haritalar gibi teknolojik imkânları sunarak, tüm doğa tutkunlarının bu rotaları güvenli bir şekilde kullanmalarını sağlar.

Çoğunlukla tarihî yollar üzerinde tasarlanmış Mysia Yolları parkurları, doğa yürüyüşü, dağ bisikleti, atlı doğa yürüyüşü, panoramik manzara seyri, kuş gözlemi, doğa fotoğrafçılığı, sportif olta balıkçılığı, çadırlı kamp, yamaç paraşütü ve mağaracılık gibi çeşitli aktiviteler için imkan sunar.

 

MYSİALILAR

Mysia, Anadolu’nun kuzeybatısında yer alan ve kuzeyde Propontis (Marmara Denizi), batıda Ege Denizi ve Troas, doğuda Bitynia, güneydoğuda Frygia, güneyde Lydia ve güneybatıda Aiolis ile çevrilmiş bir Antik Çağ bölgesidir.
Mysia coğrafyasının batı sınırını Gönen Çayı (Aesipos), doğu sınırını ise Orhaneli Çayı (Rhyndakos) ve Nilüfer Çayı (Odrysses) çizer. Bölgenin başlıca yükseltileri batıda Kazdağları (İda), doğuda Uludağ (Olympos) ve güneydoğuda Simav Dağı (Temnos)’dır.
Balkanlardan kalkarak Anadolu’nun batısında bir kavşağa yerleşen Frygialılar ve Bitynia’lılar gibi Mysialıların da Trakya kökenli bir kavim oldukları görüşü hâkimdir. Strabon, gezgin Skylaks ve Khalkisli Dionysios’u kaynak göstererek Mysialıları Trakyalı olarak kabul eder. Herodot’a göre Mysialılar MÖ 1200 yıllarında Yunanistan’a akın düzenleyen Dorlarla aynı tarihlerde önce boğazlara ve Propontis’in (Marmara) Trakya kıyılarına gelmişlerdi. Antik Çağ yazarlarından Plinius Bitynialılar, Frygialılar ve Mysialıların adlarını Avrupa’dan Moesi, Brygi ve Thyni adıyla göç eden göçmen topluluklarından aldıklarından bahseder.
Mysialıları Anadolu’nun yerli halkı sayılan Luviler ile bağdaştıranlar da vardır. Bir başka görüşe göre, Mysialılar MÖ II. binyıl Hitit metinlerinde adı geçen “Masa Ülkesi” insanlarıydı. Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Güneydoğu Avrupa’daki Mösia ile Marmara’nın güneyindeki Mysia yer adlarının bir kavim adı olan Muşkilerle ilgili olduğunu ileri sürer.
Çıplak elle ve mızrakla savaşan aslan yürekli Mysialılar savaşçı bir halk olarak büyük üne sahiplerdi. Başka ordularda paralı asker olarak savaşırlardı. Homeros, at besleyen Trakyalılar, sütle beslenen şanlı Hippemolgolar ve insanların en doğruları Abiilerle birlikte, göğüs göğüse dövüşen Mysialıları da Troia’lıların müttefikleri arasında zikreder. Troia’da Priamos’un yanında savaşanlar arasında Kral Telephos’un oğlu Eurypylos, Gyrtias’ın oğlu Hyrtios, Hipotionos’un oğlu Morys, Ennomos ve Khromis önderliğinde Mysialılar vardır.
MÖ 5. yüzyılda yaşamış Skylaks’ın “Periplous” adlı coğrafi eserinde ise Mysia bölgesi bugünkü Yalova ve Bursa arasında kalan Armutlu yarımadasındadır. Gezgin Skylaks bölgeyi şöyle tanıtır: “Thrakia’dan sonra, Mysia halkı gelir. Olbia (İzmit) Körfezi’nin soluna doğru yelken açınca Kios (Gemlik) Körfezi’ne ve Kios’a kadar ulaşılır. Mysia bir sahil şerididir. İçinde yer alan Hellen kentleri şu şekildedir: Olbia ve limanı, Kallipolis ve limanı, Kios Körfezi’nin burnu ve solunda Kios kenti ile Kios ırmağı. Mysia’dan Kios’a doğru sahil boyunca deniz seyahati bir gün sürer.” Herodot ve Xenophon’da Olympos dağının kuzeyindeki Kios’u (Gemlik), Skylaks ise Askania (İznik) ve çevresini Mysia’da gösterirler.
Lidyalı Xanthos ve Eleialı Menekrates Mysia halkının onda birinin dinsel bir adağa uyularak Olympos dağı eteklerine sürüldüğünü ve burada yaşayanların torunlarına yörede Gürgen ağacının bolluğundan dolayı Mysialılar denildiğini öne sürerler. Yunanlılar tarafından Oksya denilen Gürgen ağacının ismi Lydialılar’da Mysos’dur. Uludağ’ın “Mysia Olympos’u” olarak adlandırılması, bölgede Mysialıların varlığının belirgin bir kanıtıdır. Herodot, Olympos dağına komşu oldukları için, Mysialılar’a “Olymposlular” denildiğini de aktarır.
Strabon; Mysialılar ilk zamanlarda kuzeyde Olympos dağının güney ve güneybatı eteklerine yerleşmişken daha sonra Trakya’dan gelen Friglerin Troia ve çevresini ele geçirmeleri, Propontis’in güney kıyılarına yayılmaları üzerine Kaikos ırmağının (Bakırçay) suladığı ovaya değin çekilmek zorunda kaldıklarını yazar. Ancak Lydia kralı Kroisos (MÖ 560-546) zamanında bile Olympos dağı dolaylarında varlıklarının devam ettiği de anlaşılmaktadır.
Yine Strabon “Bitynialılarla Frygialılar ve Mysialıların sınırını belirtmek zordur ve her kabilenin diğerinden ayrı olduğu gerçeği kabul edilmiştir” der ve sınır belirsizliği konusunu şu atasözü ile dile getirir, “Mysialılar ve Frygialıların sınırları ayrıdır; fakat aralarındaki sınırları belirlemek zordur”.
Hiçbir zaman bağımsız bir devlet kuramayan bu halk; sırasıyla Frygia, Lydia, Pers, İskender İmparatorluğu, kendi coğrafyalarındaki Pergamon Krallığı ve Roma egemenliğinde yaşamalarına rağmen geniş bir bölgeye adlarını verecek kadar etkili olmuşlardı. Mysialıların konuştukları dil hakkında kesin bir bilgi ve belge yoktur ancak Strabon Frygia ve Lydia dillerinin karışımı olduğu aktarır. Mysialıların bir kısmı küçük kentler kurmalarına rağmen halkın büyük bölümü hayvancılığa elverişli yüksek yaylalardaki tahkimli köylerde bağımsız kabileler halinde yaşıyorlardı. Halkın dini yaşantısında rahiplik görevi yaşam boyunca kentin en seçkinleri tarafından yapılırdı. Mysialılar inançları gereği canlı varlıkları yemekten kaçınırlar ve daha çok bal, süt, peynir gibi doğal ürünlerle beslenirlerdi.
Uzun zaman göçebe bir yaşam tarzını sürdüren Mysia halkı hayvancılığa bağımlıydı. Strabon (Geographika) ve Plinius’ta (Naturalis Historia) yer alan bazı bilgiler, bölgenin ekonomik kaynaklarının hayvancılıkla sınırlı olmadığını gösterir. Bölgenin en başta gelen doğal zenginliği ise kereste ve madene dayanıyordu. İç kısımlarda dar vadilerin kestiği dağlık arazi orman ve maden ürünleri bakımından çok zengindi. Olympos dağı (Uludağ) ve İda (Kaz) dağı çevresi sık ormanlarla kaplıydı. Bölge ikliminin elverişli olması nedeniyle Propontis kıyılarındaki düzlükler tahıl, meyve, özellikle zeytin ve üzüm üretimi açısından oldukça zengindi. Propontis kıyılarında Kyzikos’dan (Tatlısu/Kapıdağ Yarımadası), güneyde Pergamon (Bergama), Sardeis (Sart-Salihli), Smyrna (İzmir) ve Ephesos (Efes) gibi büyük merkezlere ulaşan ve bölgeyi doğuya giden yollarla buluşturan yol ağları Mysia’da ekonomik hayatın can damarıydı.
Savaşçı özelliklerinden dolayı Roma Barışı’nın hüküm sürdüğü yıllarda Frygialılar ile birlikte Anadolu’da bir tehdit olarak algılanıyorlardı. Kardeşi II. Artakserkses’i devirerek Pers tahtını ele geçirmeye çalışan Genç Kyros’un Ege kıyılarından topladığı paralı askerler arasında Mysialılar da vardı. Hellenistik dönemde Büyük İskender’in ordusunda da yer alan Mysialılar özellikle Diadokhlar dönemindeki savaşlarda aranan askerlerdi. Belki de bu özelliklerinden dolayı Romalı General Cicero Mysialıları “sanat ve edebiyattan yoksun barbarlar” olarak tanımlıyordu.
Mysialılar başlarına yörelerine özgü miğfer takarlar, tunçtan küçük kalkanlar taşırlar ve mızraklarının uçlarını ateşte sertleştirirlerdi. Orta Asya Türkleri gibi boylar halinde göçebe bir yaşam biçimi sürdüren savaşçı Mysialılar Bursa’nın önemli folklorik değerlerinden biri olan kılıç kalkan oyununun belki de atası sayılabilecek tarzda bir savaş oyunu oynarlardı. Xenophon, Anabasis adlı eserinde; bir zafer sonrası düzenlenen eğlence gecesinde Mysialı askerlerin yaptıkları savaş danslarını şu sözlerle anlatır; “Sonra iki kolunda da hafif birer kalkan taşıyan bir Mysialı ortaya çıktı. Kalkanlarını hareket ettirerek bazen iki düşmana bazen tek düşmana karşı savaşır taklidi yaparak dans ediyor, bazen de kendi çevresinde dönüp kalkanlarını bırakmadan perende atıyordu; güzel bir görünümdü bu. Sonunda kalkanlarını birbirine vurarak Pers dansı oynadı; çömeliyor, doğruluyor ve tüm bu hareketler lütün sesine uyularak yapılıyordu.”
Dağlarda göçebe bir yaşam tarzı sürdürmeleri tam olarak hâkimiyet altına alınmalarını önlüyordu. Yerleştikleri bölgenin sırasıyla Frygialılar, Lydialılar, Persler, Pergamon Krallığı ve Roma egemenliğine girmesine rağmen Mysialılar Mithridates Savaşları’na (MÖ 89-63) kadar hiçbir zaman kontrol altına alınamamışlardı. Roma İmparatorları’nın kentlerde yaşayan halkın daha kolay kontrol altına alınabilmesi amacıyla Anadolu’nun tamamında başlattıkları kentlileştirme faaliyetleri Mysialılar için sonun başlangıcı olur. Kentlileştirme politikasının zirveye ulaştığı MS II. yüzyılda Yunan ve Roma nüfusu içinde benliklerini kaybeden Mysialılar adlarını verdikleri Mysia coğrafyasında âdeta erirler.
Romalıların coğrafi ve etnik kimliklere bakmaksızın yaptığı düzenlemeler Strabon tarafından eleştirilir; “Çeşitli değişiklikler bugünkü farklı duruma neden olmuştur, çünkü çeşitli zamanlarda çeşitli yöneticiler buralara sahip olmuşlar ve bazı kabileleri birleştirmişler, bazılarını dağıtmışlardır. Çünkü Troia’nın alınmasından sonra hem Frygialılar hem de Mysialılar ve daha sonra Lydialılar ve onlarla birlikte Aiolisliler ondan sonra Persler, Makedonyalılar ve son olarak da Romalılar buralarda egemen olmuşlardır. Çeşitli yöntemlerle ülke değişik parçalara bölündüğünde halk lehçe ve isimlerini kaybetmiştir.”
Apollonia ad Rhyndacum (Gölyazı), Lopadion (Uluabat), Hadrianoi (Orhaneli), Daskyleion ad Mare (Eşkel) ve Miletopolis (Mustafakemalpaşa/Melde Bayırı) Bursa sınırlarında bilinen Mysia yerleşimleridir. Bir söylentiye göre Nilüfer ilçesinin Misi (Gümüştepe) ve Mudanya ilçesinin Misebolu (Aydınpınar) mahalleleri birer Mysia yerleşimidir.
Bugün Mysialıların adını gururla taşıyan tek yerleşim ise antik kaynaklarda geçmese ve adı değişmiş olsa da Nilüfer Çayı (Odrysses) kenarındaki Misi (Gümüştepe) Mahallesi’dir.

 

Trans Mysia Yürüyüş Parkurları

Trans Mysia yolu 6 etaba bölünüyor. Misi – Doğancı Sırtı – Kadriye –Güngören – Maksemınar – Akçalar – Gölyazı arasında uzanan Trans Mysia etapları, az sayıda yerleşimi kapsayan, genellikle orman ve çayır patikalar üzerinde ilerleyen, geçmişte dağ köyleri nüfusunun ovaya iniş yollarından oluşuyor. Trans Mysia parkurlarının toplam uzunluğu 58 kilometredir.

  TM1 Misi-Doğanca Sırtı Parkuru   |     9Km.   |     %35,8   |     170mt.   |     530mt.

Trans Mysia yolunun 9 kilometrelik ilk etabı eski orman patikalarından geçiyor.

Dağlık bölgedeki köylerde yaşayanlar şehre inmek veya köylerine dönmek amacıyla çok uzun yıllar bu patikaları kullanmışlar. Sadece Nilüfer ilçesi sınırlarındaki köyler değil, uzak¬taki Orhaneli ve Keles ilçelerine gidenler de bu yollardan geçmişler. Trans Mysia 1 etabı başlangıç noktası olan Misi’den itibaren yükselmeye başlaması nedeniyle performans gerektiriyor.

Trans Mysia 1 etabının girişi Misi’yi kuşbakışı görebileceğiniz köy üstü mevkiinde. Misi meydanındaki cami önünden başlayan İpekyolu Sokak, tarihî evlerin arasından geçerek köy üstüne çıkıyor. Atlı Yürüyüş Yolu ve Dağyenice Mahallesi yoluyla gölete bağlanan P1 parkuru da yön levhalarının bulunduğu bu alandan başlıyor.

Bahçeler arasından geçen, sonra orman içi patikalar ile devam eden belirgin parkur, Nilüfer Vadisi’nin batı yamacından Orhaneli-Keles yoluna paralel ilerliyor.

Parkurun 5 kilometrelik ilk bölümü, çam ormanları arasından geçen ve batıya doğru geniş bir yay çizen orman içi patika. Kocaceviztepe yamacından itibaren yükselip, Taşlıkburnu altından geçerek Dağyenice Mahallesi’nin güneyine çıkıyor. Yön levhasının yanındaki toprak yol, yaklaşık 700 metre sonra Misi’den gelip Dağyenice yolunu kullanan P1 parkuru ile kesişiyor. 100 metre sonra yeniden orman içine giren vadi yolu parkuru, Kirazlı Sırtı’nın doğusundan geçip, Türkmenharmanı Tepe yakınındaki Doğancı Sırtı’nda sonlanıyor.

Parkurun bittiği noktadan geçen toprak yol, Doğancı ile Atlas Mahallesi’ni birbirine bağlıyor. Çeşme yanından sağa dönüp 500 metre yürüdüğünüzde, Trans Mysia 2 etabının başladığı noktaya ulaşacaksınız.

  TM2 Doğanca Sırtı-Kadriye Parkuru   |     11,5Km.   |     %22,2   |     528mt.   |     728mt.

Trans Mysia Yolu’nun 11 kilometrelik 2. etabının başlangıç noktası, Doğancı Sırtı’ndaki T1 etabı çıkışının 500 metre batısında kalıyor. Dağyenice Mahallesi’nden gelen P1 parkurunu kullanırsanız, göletin solundaki toprak yolu kullanarak da bu noktaya ulaşabilirsiniz.

Atlas Mahallesi’ne uzanan şoseden batıya, Dağyenice Göleti’ne doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkan yön levhaları, ilk durak noktası olan Tekçam Sırtı’na çıkan yolu gösterir. Batıya uzayıp giden toprak yol ise Atlas Mahallesi’ne bağlanan B2 bisiklet parkuru.

Misi, Dağyenice Göleti Mysia Yürüyüş Parkurları Tabelası (By: mysiairdtowntwinnning)

Trans Mysia Parkurları

Bölgenin panoramik olarak seyredilebileceği yükseklikteki Tekçam Sırtı’na, Kırtaşlık Tepe istikametinde yükselen ve ormanlık alandan geçen toprak yoldan ulaşılıyor. Nilüfer’in güney sınırındaki yüksek tepelerin bulunduğu bölge, görsel açıdan çok güzel manzaralar sunuyor. 4 mevsim yürünebilecek nitelikteki parkur özellikle kar faaliyetleri için tercih ediliyor.

630 metre yükselikteki Küçükarpalık Tepe’ye 1 kilometrelik tırmanış sonrası ulaşılabiliyor. Tepe üstüne çıktığınızda solunuzda kalan yamaç Tekçam Sırtı, güneydeki tepenin ardı ise Doğancı Barajı Göleti. Tepeye varınca bir süre soluklanıp, manzaranın keyfini çıkarmanızı öneririz. Parkur burada sağa dönüp sırt hattından batıya doğru devam ederken, solda Orhaneli ilçesi köyleri, sağda Dağyenice Göleti ve Bursa ovası kalıyor. Kocaarpalık Tepe, Gölcük Tepe ve Atlas Mahallesi sırtlarındaki Doğrupatika Tepe istikametinde çam ağaçları ve meşelikler arasından ilerleyen parkur, bitki örtüsü ve manzara çeşitliliği bakımından oldukça zengin. Belirgin patikada bir Uludağ endemiği olan sığırkuyruğu bitkilerinin arasında yürürken, Uludağ arkanızda kalıyor.

En yüksek noktası 860 metredeki Gölcük Tepe olan Trans Mysia 2 etabı, yayla evleri ve ormanlık alandan geçerek Kadriye Mahallesi’ne iniyor.

11,5 kilometrelik parkur doğa yürüyüşü dışında dağ bisikleti parkuru olarak da kullanılıyor.

  TM3 Kadriye-Güngören Parkuru   |     9Km.   |     %19,9   |     740mt.   |     702mt.

Trans Mysia 3 etabına Kadriye Mahallesi meydanından geçerek Orhaneli ilçesi köylerine uzanan yol üstündeki 5. Sokak başından giriliyor. Deliktaş Mağarası yanından İnegazi’ye bağlanan P10 parkurunun girişi de aynı noktada.

9 kilometrelik Kadriye-Güngören parkurunun 1,5 kilometrelik ilk bölümü ağaçlar ve çalıların oluşturduğu bir koridor ve açık alanlardan oluşan bir bölgeden geçiyor. Geçimlerini odunculukla sağlayan Kadriyelilerin kışa hazırlık yaptığı aylarda kestiği dallar ve patikanın sık kullanılmayışı birkaç noktada geçişi zorlaşıyor.

Parkur Bağlık, İncirliburun, Kurtluburun, Öküzburnu ve Kocaburun sırtları ile vadilerin üstündeki bölgeden paralel olarak ilerliyor. Patikanın 1 kilometre güneyi ise Orhaneli ilçesi sınırı. Yer yer çalılıklar ve meşelikler içinden geçen ormaniçi patika, Tütünlük Dere istikametinde yükseldikten sonra Manastır Tepe altından geçip Alipaşa Taşı Tepe altındaki toprak yola iniyor. Güngören-Üçpınar arasındaki bağlantıyı sağlayan toprak yoldan Kadriye’ye olan uzaklık 3,7 kilometre. Bu noktada sağa inen toprak yol kullanılarak Manastıryolu Sırtı’ndan 1 kilometrelik yürüyüşle Üçpınar köyüne de ulaşılabiliyor. Parkurun Alipaşa Taşı Tepe altından itibaren Güngören’e kadar 5,5 kilometrelik bölümü toprak yoldan geçiyor. Sık kullanılmayan yol, yürüyüş açısından oldukça rahat.

Bölgede açılmış çok sayıda mermer ocağından çıkarılan mermeri Güngören’den geçerek şehre taşıyan ağır tonajlı kamyonlar nedeniyle yol yağışlı havalar sonrasında yoğun çamur oluyor. Yürürken yolda göreceğiniz mermer bloklar da ocaklara ait.

Yol Fındıcak Taşı Tepe ve Köserlik Tepe altından ilerliyor. Mermer ocakları tepelerin ardında kalıyor. Mermer ocaklarını göremeseniz de çevreye verdiği zararı, yeşilini yitirmiş bitki örtüsünü farkedeceksiniz. Parkur bir süre sonra göleti geçip Güngören’e bağlanıyor. Köyü yukarıdan görebilen bir tepenin ardındaki Güngören Göleti çadır kurmaya elverişli.

  TM4 Güngören-Maksempınar Parkuru   |     6Km.   |     %18,7   |     702mt.   |     480mt.

Güngören-Maksempınar arasında eski ormaniçi patikaların kullanıldığı Trans Mysia 4 etabı 5,7 kilometre uzunluğunda. İşaretlenmiş bir kaç yer dışında parkur oldukça belirgin.

Dağlık bölgedeki diğer yerleşimlere nazaran Güngören büyük, kalabalık ve oldukça hareketli bir mahalle. Parkura, Güngören’den Kayapa’ya inen asfalt başından giriliyor. Meydandaki caminin yanından yürümeye başladığınızda sokak arasından ilerleyen yol yaklaşık 700 metre sonra parkur başındaki yön levhasının yanına çıkıyor. Bahçeler ve tarlalar arasından geçen toprak yol yaklaşık 2 kilometre sonra yaşlı ikiz çınarların yanına ulaşıyor. Çeşme ve geniş bir alanı gölgeleyen yaşlı çınarların bulunduğu alan mola vermek için ideal.

Parkurun girişten itibaren 1,7 kilometrelik bölümü 700 metreden 530 metreye kadar alçalıyor. Alkaya Dere’yi geçtikten sonra Çınarlık Sırtı’na doğru yükselmeye başlayan parkur, Kuyuyeri mevkiine doğru geniş bir yay çiziyor ve kuzeye yöneliyor. Parkurun geçtiği bu bölgede çok sayıda mermer ocağı işletiliyor. Kirazlı Dere mevkiine ilerleyen patika, vadi içinden yeniden yükseliyor. Bahçelere ulaşan yollar ve patikalar, çalı formundaki sık ve yoğun bitki örtüsü nedeniyle yürüyüş sırasında işaretlere dikkat etmek gerekiyor.

Misi, Dağyenice Göleti (By: mysiairdtowntwinnning)

Trans Mysia Parkurları

Maksempınar’a doğru Göktaş Sırtı’ndan inen parkur, Uluabat Gölü ve uzakta Marmara Denizi manzarasına hâkim bir bölgeden geçiyor. Yer yer kayalık ve sık meşelik arazi, uzun yıllar Orhaneli köylerinden Akçalar ve Hasanağa’ya ulaşım amacıyla kullanılmış. Zaman zaman çam ormanları arasından geçen belirgin patika, Bayırbaşı Sokak üzerinden Maksempınar meydanına bağlanıyor.

  TM5 Maksempınar-Akçalar Parkuru   |     9Km.   |     %22,5   |     480mt.   |     30mt.

Trans Mysia 5 etabı Nilüfer ilçesinin dağlık bölgesindeki Maksempınar’ı Uluabat Gölü kıyısındaki Akçalar’a bağlıyor. 9 kilometrelik parkur manzara gözlemi ve yürüyüş açısından oldukça zevkli bir etap.

Kısmen asfalt, çoğunlukla toprak yollardan geçiyor ve Akçalar’a kadar 480 metre rakımdan göl seviyesine iniyor. Parkur girişi Maksempınar altındaki asfalt yol üzerinde. Kahvelerin bulunduğu meydandan başlayıp Mezarlık Yolu Caddesi’nden geçen yol, 400 metre sonra ana asfalta bağlanıyor. Akçalar ve Uluabat’a uzanan bisiklet rotaları da bu asfalt üzerinden geçiyor.

Parkurun başlangıç noktası Kocaoğlak Deresi Piknik Alanı’na inen yol. Yön levhaları yanından kuzeye ilerleyen asfalt 1,3 kilometre sonra piknik alanına bağlanıyor. Civardaki tek düzenli piknik alanı da burası. Faaliyetinizi birkaç günlük planladıysanız, çadırınızı burada kurabilirsiniz. Kuruçeşme’den gelip Hasanağa’ya bağlanan B4 bisiklet rotası da piknik alanı içinden geçiyor. Trans Mysia 5 etabı, piknik alanındaki yön levhalarından itibaren sola yükselip orman içine giriyor ve yaklaşık 500 metre sonra yangın kulesine giden toprak yola çıkıyor. 1 kilometrelik yürüyüş mesafesindeki kuleden Bursa ovası, Uluabat Gölü ve uzakta Marmara Denizi’ni seyredebilir ve çevreyi fotoğralayabilirsiniz.

Yangın kulesi yanından dik inen taşlık yol, Hasanağa’ya giden asfaltta bağlanıyor. Yola indiğiniz noktada solda göreceğiniz toprak yol Nilüfer Belediyesi Fadıllı Yamaç Paraşütü Kalkış Pisti’nin yanında bulunan HES sahasına çıkıyor. Trafiğin az olduğu asfaltta 500 metre yürüdükten sonra göreceğiniz yön levhasından sola dönüp yolunuza devam edin. Dağlıyolu Sırtı’nda çam ve meşelikler arasından geçen orman müdahale yolu oldukça geniş ve rahat. Yakınlardaki mermer ocaklarının açtığı ara yollara dikkat edip parkura girdiğiniz noktadan yaklaşık 700 metre sonra ikiye ayrılan patikada sola dönüp yürümeye devam edin.

Parkurun bu bölümü asfalt ayrımından itibaren sırt hattından alçalmaya başlayarak 6 kilometre sonra Akçalar’a ulaşıyor.

  TM6 Akçalar-Gölyazı Parkuru   |     14Km.   |     %6,3   |     30mt.   |     9mt.

Akçalar-Gölyazı arasındaki 14 kilometrelik parkur Trans Mysia yolunun son etabı.

Akçalar’dan Gölyazı’ya doğru bir yay çizen parkur, Uluabat Gölü’nü sola alarak zeytinlikler ve meyve bahçeleri arasından geçiyor. Göl kıyısında bir yerleşim olsa da mahalle merkezi sahilin yaklaşık 1,5 kilometre doğusunda kalıyor. Akçalar çevresi ve yürüyeceğiniz güzergâh çayırlık alanlarla kaplı. Özellikle parkurun ilk 3 kilometrelik bölümünde zemin su seviyesinin yükseldiği sonbahar ve kış aylarında yumuşuyor.

Parkurun başlangıç noktasına ulaşmak için Akçalar’a indiğiniz noktada göreceğiniz yön levhalarından itibaren, Şehir Caddesi’nden yürüyüp yaklaşık 150 metre sonunda; önce sola, Sarı Cadde’ye, ardından da sağa dönüp Koşuyolu Cadde’sine çıkmanız gerekiyor.

Cadde sonundaki yön levhaları parkurun başlangıç noktası. Akçalar’dan Çatalağıl istikametinde uzanan toprak yol, Yörük Yolu olarak biliniyor. Nilüfer Belediyesi’nin önemli organizasyonlarından biri olan Rahvan At Yarışları’nın yapıldığı Hisar Tepe Koşu Alanı ve Karacaoba Çayırı’ndan Çatalağıl Çayırı’na doğru ilerleyen toprak yol, tarlalar ve zeytinlikler arasından devam ediyor. Parkur, Uluabat Gölü’ne bağlanan su kanalı üstündeki beton köprüden geçip Çatalağıl karşısındaki Aktümsek mevkiinde Bursa-İzmir asfaltı yanına çıkıyor. Çatalağıl Mahallesi’ne kadar olan bölge, bahar ve kış aylarında göl sularının yükselmesi ya da yağmur sonrası zorlukla yürünecek derecede çamur oluyor. Trans Mysia 6 parkuru, Görükle ve Akçalar’dan gelen 2 bisiklet parkuruyla da Aktümsek mevkiinde birleşiyor.

Toprak yol İzmir-Bursa asfaltına paralel olarak yaklaşık 400 metre ilerliyor ve ardından sola dönerek su kanalı yanından devam ediyor. Gölyazı asfaltı yakınındaki yön levhasından güneye, Çatalağıl Çayırı’na doğru göl yönüne dönen yol 1,7 kilometre sonra geçmiş dönemin izlerini taşıyan ve yöre halkı tarafından “Kral Yolu” olarak bilinen antik yola bağlanıyor. Parkurun bu bölümü asfalta çıktığı noktaya kadar ıssız ve sakin olduğundan yazın bir çok kuş türünü fotoğralayabilirsiniz. Parkurun son 2,5 kilometresi asfalta çıkıp bisiklet rotasıyla aynı güzergâhtan devam ediyor ve Gölyazı’ya giriyor.

destekleyici kaynaklar
Nilüfer Belediyesi Mysia Yolları
mysiayollari.com


Tarih 2020-06-29 19:29:20

mysiatransyürüyüş parkurlarıbursanilüfer
Yorumlar
Yorum Yok